Mini Tadelle
Sonra… Sonra boşıboş bir deli köpek gibi, masum insanları uykularından ederek, köpek çetelerine saldırarak ve onlardan korkmayarak nereye varılacağını, veya nerelere varılamayacağını düşünmeye başladım. Düşündükçe yüreğim sıkıştı. Hiçlik-varlık, yok olurken hissedilen sonsuzluk hissi, bilim-Allah, evren ve dünyanın üzerinde yer edinmeye, birşeyler değiştirerek varlığından emin olmaya çalışan insanlar, ve bunlar gibi birbirleriyle ilişkili bir takım düşünceler kafamın içinden geçip gitti. Kafamın boş kaldığı anların farkına vardığım anları seviyorum, ama bunu farketmemle kafamın yeni düşüncelere yönelmesi bir oluyor. Düşünmediğinin farkına varmadığım zamanlar çoğunlukla dikkatimi toplayarak birşeyler yaptığım zamanlardır. Yaptığın sürece düşünmezsin. Yaratıcı olmak için düşünmememiz gerektiğini söyleyen bir resim öğretmenim var. Düşüncelerinde herşeyi hesaplayıp, tartıp kendine bir dünya yaratırsın. Bunu herkes yapar. Ama ne yazık ki yaşam senin düşündüğün ve hesapladığından çok farklı gelişir. Planların bozulur, istediğin akışın dışına taşar, bundan rahatsızlık duyarsın. Düşünmeden durulamayacağına göre, bence yapılması gereken düşüncelerini eğiterek, değişime açık bir forma sokmaktır. Yarattığın her kalıbın içinde kendini yenileyebilen, hatta tamamen değiştirebilen bir mekanizma olmalıdır. Yapılan her değişikliğe sahip çıkabilecek bir felsefe, yarıda bırakılan her hareketi onaylayabilen bir boşvermişlik, ve yarıda bırakılan birşeye geri dönüp tamamlayabilecek sabır, bu düşünce sistemini oluşturmak için gerekli öğelerden en önemlileridir. Bunların dışında, herşeye inanabilmek ile hiçbirşeye inanmamak arasında, şüpheciliğin ötesinde bir “tutarlı çelişen” kişilik geliştirmek de gerekebilir. Peki bu düşünce sistemi bize büyük umutsuzlukları ve acıları önlemenin yanında ne kazandıracaktır? Böyle bir sistemle yarattığımız düşünsel dünya bizi mutluluğa, güzele, götürebilecek midir? Bu sorulara yanıt vermek imkansız. Ancak sınırları belirlenmiş, hatta başkaları tarafından çizilmiş düşüncelerin de bizi biryerlere götüreceğini bilemeyiz. Bu yüzden bazı kurallara bağlı kalarak düşünceler üretmeden önce, hem kendimizle hem de yaşamla daha uyumlu düşünceler geliştirmemizi sağlayacak bir düşünce sistemi kurulması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bunun tek alternatifi -pek mümkün görünmeyen- düşünmemek ve kendini akışa bırakmaktır. Önce... Önce ne yapabileceğimizi hissetmeye çalışmalıyız. Yapabileceklerini düşünmek insanı ya çaresizlik içinde umutsuzluğa, ya da sonsuz çareler içinde bir kararsızlığa götürecektir. Herşeyi yapabileceğimizi ancak yaptığımız herşeyin aslında hiçbir şey olduğunu hissedene kadar bu hissin üzerine gitmeli, sonra bu hisse rağmen herceyi yapmak için tutkulu bir istek oluşturmalıyız. Bu isteği içtenlikle hissettiğimizi sanana kadar vurgulamalı, dostlarımıza anlatmalı, kendimize tekrar tekrar “gerçekten istiyorum” demeliyiz. Bu yöntemin aslında birşeyler yapıp sonra yapmış olduğumuz şeyi geçerli kılacak sebepler belirlemekten -çoğunluk bunu yapıyor- bir farkı yok. Ancak bu yöntemle yapılan şeyin arkasından duyabileceğimiz pişmanlık riski azalmakta, daha büyük bir inançla yapılacağından, yaptığımız iş, ya da yarattığımız şey tutkulu ellerden çıkmış işlere özgü bir sihir taşıyacaktır. Sonuç olarak tüm bu süreç, backalarını kandırırken, yalanımıza kendimizin de kanmasını kolaylaştırarak bizi daha huzurlu kılacaktır.


Bu sayfa bir Zevk Diyarı projesidir.
ali@zevk.com. © 1998